CUMHURİYETÇİLİK

 2. CUMHURİYETÇİLİK

 ATATÜRK’ÜN CUMHURİYETÇİLİK  ANLAYIŞI KONULU KONFERANSI

-- GİRİŞ

7.     ATATÜRKÇÜ DÜŞÜNCE SİSTEMİNDE CUMHURİYETÇİLİK KAVRAMI

8.     ATATÜRK’ÜN CUMHURİYET DÜŞÜNCESİ

9.     ATATÜRK’ÜN CUMHURİYETÇİLİK ANLAYIŞININ DAYANDIĞI İLKELER

10.   ATATÜRK CUMHURİYETÇİLİĞİNİN NİTELİKLERİ

 

-- SONUÇ

Başlıkları altında inceleyeceğiz.

 GİRİŞ

         Cumhuriyetçilik Türk inkılabı içindeki anlamıyla sorumsuz yönetim duygusunun kaldırılmasıdır. Yönetim işi milli egemenliğe dayanan meclislerden çıkacak yasalarla yapılmaktadır. Bu yönüyle Cumhuriyetçilik, Milliyetçilik ve Halkçılıkla sıkı sıkıya bağlıdır. Cumhuriyetçilik  devlet yaşamında yönetiminde bu yönetimin işleyişinde Türk ulusunun istencinin egemen kılınmasıdır. Günü ve geleceği için karar verme, yazgısını belirleme ve saptama hakkı milletindir. Milletin devletin toplumun yönetimi sınıfların ailelerin toplumsal grupların eline tekeline bırakılamaz ulusun tüm bireyleri yönetime etken olarak katılmalıdırlar toplum olayların karar oluşturma karar  verme yetkisine sahiptir.

         Türk inkılabında 29 Ekim 1923 ün Cumhuriyetin kuruluşunun özel bir yeri ve anlamı vardır.

         1 Kasım 1922 de saltanat kaldırılmış, 29 Ekim 1923 te de Cumhuriyet ilan olmuştur. Saltanatın kaldırılması altı yüz yıllık yönetim biçiminin kişisel yönetim geleneğinin yasal olarak sona erdirilişidir.

 1. ATATÜRK DÜŞÜNCE SİSTEMİNDE CUMHURİYETÇİLİK KAVRAMI

         Atatürk, düşündüğü yönetim sisteminin şeklini “şekli hükümet cumhuriyet olacaktır.” Sözleriyle ilk olarak Erzurum kongresinden önce Mazhar Müfit Kansu’ya söylemiştir. Türkiye’de cumhuriyetin kurulacağını batıda ilk olarak fark eden The Times gazetesi 22 Eylül 1919 tarihli sayısında, Anadolu hükümetinden “Sivas’taki Anadolu Cumhuriyeti” olarak bahsetmiştir. 1921 Anayasasında egemenliğin ulusa ait olduğu ve TBMM nin ulusun tek ve genel temsilcisi olduğu belirtilmek suretiyle sadece cumhuriyetin adı konulmamıştı. Bunu takip eden yıllarda ortaya çıkan bunalımlar neticesinde cumhuriyetin ilan edilmesi zorunlu hale geldi.

         Atatürk , Cumhuriyeti Türk ulusunu çağdaşlaşmaya götürecek tek rejim olarak görüyordu çünkü cumhuriyetin ilan edilmesiyle sadece siyasi yapı değişmemiş bununla birlikte toplumsal hukuksal ve sosyal alanlarda da modern bir düşünce yapısı doğmuştur. Öncelikle Osmanlıca’dan vazgeçilerek dilin sadeleşmesi sağlanmıştır. Dilde yapılan yenileşme ile o zamana kadar ulusun eline verilmeyen ve başkaları tarafından kullanılan egemenlik ulusa verilmiş bu suretle de özgürlükçü ve demokratik düzene doğru bir adım atılmıştır. Ayrıca cumhuriyetle birlikte bütün vatandaşların ırk, din, mezhep farkı gözetilmeksizin kanunlar karşısında eşit olduğu ilkesi yerleştirilmiştir. Atatürk “Cumhuriyet fazilettir” diyerek bu rejimin toplumda namuslu ve faziletli insanların yetişmesini sağlayacağını belirtmiştir.

         Atatürk’ün bundan sonra gerçekleştireceği devrimlerin temelini cumhuriyet oluşturur. O Türk ulusunun laik ve demokratik düzene geçmesini sağlamak için cumhuriyeti ilan etmiştir.

         Atatürk’ün Türkiye’de Cumhuriyetin kurulması hakkındaki sözleri:

27.9.1923 Neue Freıe Preese huhabirine demeç hakimiyet i milliye gazetesinde şöyle yer alır:

Atatürk teşkilat-ı esasiye kanununda hakimiyetin kayıtsız şartsız millete ait olduğunu yasama ve yürütme yetkilerinin milletin tek temsilcisi olan mecliste toplandığını ve böylece cumhuriyetin kurulduğunu belirterek Türkiye’nin yenileşmesinin ve anayasanın oluşturulmasının henüz tamamlanmadığını bu anayasada bazı düzeltmelerin yapılmasının gerekli olduğunu  söylemiştir.

Türkiye’de de Avrupa ve Amerika’daki Cumhuriyetlerde olduğu gibi parlamento bulunduğunu yalnız bizde yasama ve yürütme güçlerinin TBMM de olduğunu ve gerekli düzeltmelerin yapılmasından sonra cumhurbaşkanı ve başbakan ile bakanlardan oluşan bir hükümetin kurulacağını belirtir Türkiye’nin başkenti neresidir sorusunu da Ankara olarak cevaplandırır.

(4.12.1923 Tercümanı-ı Hakikat baş muhabirine verdiği  demeç:

“İstanbul halkı son yıllarda çok elemli ve felaketli dakikalar geçirmişlerdir onlar elde ettikleri özgürlüğün değerini tekir etmektedirler her zaman masum insanları baştan çıkarmak için uğraşanlar olmuştur. Böyleler inin sözlerine kulak asmamak onlara verilecek en iyi cezadır. Bir aralık Konya’ya gittiğimde onlara da kötü niyetli kişilerin sözlerine aldanmamalarını söyledim. Ancak önerim faydalı olmadı ve kötü sonuçlar meydana getirdi. Hiçbir kabahati olmayan bu insanların zarara uğramaları beni son derece üzdü.

Bir cumhuriyeti bedava kazanmadık. Onu elde etmek için çok kan döktük müdafaa etmek için de hazırız.

Bizler fikre, samimi ve yasalara uygun olduğu sürece saygı duyarız bu ülke dünyada hiçbir milletin başına gelmeyen bir felaketten yıkık dökük kurtuldu. Canımızı zor kurtardık. Düşman her tarafı yıkıp geçti bütün bunları yeniden inşa edeceğiz ve kısa sürede ülkede emniyeti kuracağız bu emniyet en gelişmiş ülkelerde olduğu gibi gerçekleştirilecektir.

Ülke mutlaka modern ve çağdaş bir şekilde yenilenecektir. Halk da bu yeniliklere açıktır. Toplum zengin ve rahat yaşamak istiyor. Komşularının refahını görerek fakir olmak ağır geliyor gelişmek için yolumuza çıkanları ezip geçeceğiz dünyadaki gelişmelerin dışında kalamayız.

2. ATATÜRK’ÜN CUMHURİYET DÜŞÜNCESİ

         Atatürk’ün cumhuriyet düşüncesini kendi yaptıkları ve söylediklerine bağlı olarak açıklarken onun genel görüşünden uzak kalmamalı dünya görüşünün ulaştığı boyutlarda cumhuriyet için söylediklerini bir bütün içinde yorumlamalıdır. Onun genel cumhuriyet düşüncesinin çerçevesi çizildikten sonra, dayandığı ilkeler belirlenerek ayrıntılara inilmelidir.

         Atatürk’ün düşünce yapısını oluşturan öğelerin başında dünya tarihi ve siyaset gelir. Askerlik eğitiminin yanı sıra hem geniş tarih okumuş hem de düşünsel eserlerin taramasını yapmıştır. İnsanlık tarihinde meydana gelen tüm büyük düşünürlerin yapıtları ve sistemleri hakkında bilgisi tamdı.

         Bu oranda geniş kültür yağısına sahip bulunmasaydı kendi dünya görüşü ve toplumsal düşüncesini bilimsel olarak ortaya koyamazdı. Mustafa Kemal iç ve dış olayları iyice değerlendirmiş onları Türk toplumu için uygun hale getirmiştir.

         Atatürk’ün genel cumhuriyet anlayışını kendi dünya görüşüyle birlikte ele almak daha sağlıklı sonuçlar verecektir bu sebeple Türkiye Cumhuriyetini kurmanın ve geliştirmenin yolu olan diğer ilkeler Cumhuriyetçilik ilkesinin tamamlayıcısı durumundadır.

         Atatürk cumhuriyetçi bir düşünürdür. Hem genel düşünce yapısında hem de söylevlerinde Cumhuriyetçilik en başta genel öğedir ancak onun bu yönü zamanla ve olaylar içinden geçerken aşama aşama gelişmiş ve belirginlik kazanmıştır.

         Kuracağı cumhuriyet ülkesini doğal ve tarihsel gerçeklere dayanarak çizdiği sınırlarla belirleyen Atatürk Anadolu halkının da yapısını gözden uzak tutmamıştır. Onların arasıdaki tüm ırksal, sınıfsal ve düşünsel ayrılıklara karşı çıkarak çizilen ulusal sınırlar içinde kendisini Türk gören herkesi vatandaş olarak saymış ve hepsine eşit değer vererek hiçbir ayrıcalık uygulamaya yönelmemiştir.

         Yeni kuracağı devletin ülke ve halk öğelerini tarih bilim ve gerçeklerin verdiği derslerin ışığında belirleyen Atatürk Cumhuriyetçiliğin yeni bir aşamaya ve örgütlenmeye götürebilmiştir.

         Atatürk, öğrencilik yıllarında başlayan ve belirli bir süre sonra uygulama olanağı bulan bu fikirlerine karşı gelenlerle sürekli savaşmış ve zamanı geldikçe bu yolda girişimde bulunmaktan çekinmemiştir. Cumhuriyeti hukuksal bir düzen olarak ilan etmeden önce o kurumun ve düzenin koşullarını hazırlamıştır.

         Cumhuriyetçilik, Mustafa Kemal Atatürk’ün düşüncesinde Osmanlı düzeni ve imparatorluk yalılarına karşı kullanılacak bir silahtı. Bu bakımdan Cumhuriyetçilik ve ulusçuluk birbirlerini bütünleyen ilkelerdi imparatorluk yıkılınca Cumhuriyetçilik ve ulusçuluk imparatorluğa karşı modern anlamda bir devlet oluşturmada kullanılmış ve bunda başarılı olunmuştur.

         Atatürk’e göre ulus egemenliğini en iyi ve sağlam yönleriyle temsil eden ve uygulayan devlet biçimi cumhuriyettir. Ona göre cumhuriyete karşı gelişebilecek tehlikeler rejimin ortadan kaldırılması biçiminde siyasi müdahaleler olabilir. Bunun için de müdahalelere karşı güvence olarak yürütme ve yargı güçleri gereklidir. Cumhuriyet yeni bir devlet biçimi olduğu kadar, çağdaş bir toplum ve insan demektir. Çağdaş bir insan ve toplum her türlü yeniliğe ve gelişmeye açıktır.

         Atatürk, Cumhuriyeti her zaman demokrasi kavramı ile ele almıştır. O na göre cumhuriyet demokrasi ile yönetilen devlet biçimidir. O cumhuriyetin tanımını bile demokrasi ile yapacak derecede iki kavramı yan yana alırken biçimsel olarak kurulan cumhuriyet düzeninin yanı sıra demokratik bir rejime de zamanla aşama aşama geçilmelidir der. Böylece cumhuriyet demokratik rejimle pekiştirilmeli ve yasalarla belirlenen halk egemenliği uygulanmalıdır. Demokrasinin gerekliliğinin bir nedeni yönetimlerin ve iktidarların parlamentoda kesin bir biçimde denetlenmesidir.

         Mustafa Kemal Atatürk ayrıca cumhuriyetin temeli olarak kültürü benimsemiştir. Burada kültürü uygarlık olarak ele alır. Uygarlıkları yaratan kültür bir anlamda uygar ülkelerin yönetim biçimi olan cumhuriyetlerin de yaratıcısıdır. Bu sebeple o kültüre çok önem vererek ve milli kültürü inkılapçı bir düzeyde tutarak sürekli gelişme yoluyla toplumun dinamizmini arttırmak istemiştir. Böylece  çağdaş uygarlık düzeyine ulaşılacağını hatta onun üstüne çıkılacağını anlamış ve önermiştir. Bu sebeple kültürü cumhuriyetin temeli olarak görür ayrıca erdemliliği de cumhuriyetin önemli bir özelliği olarak kabul eder hatta cumhuriyeti erdemlilik düzeni olarak tanımlar toplumsal anlamda kültür boyutlarına sahip bulunan cumhuriyet kişisel anlamda da erdem boyutunu getirmektedir. Kültür düzeyi belirli bir seviyeye gelmiş toplumlarda kişiler erdemli olmak zorundadır. Mustafa Kemal’e göre cumhuriyet, kendi hukuksal düzenini de kurmak zorundadır. Ona göre çöken imparatorluğun yasaları ile cumhuriyeti yürütmek olanaksızdır. Bu sebeple yeni rejim kendi anayasasını ve yasalarını getirmelidir.                 ( Cumhuriyetin ilanından sonra 1924 anayasası hazırlanmış ve yürürlüğe girmiştir.) düzene uygun hukukçular da yetişmelidir. Yetişen hukukçular ve çıkardıkları yasalar rejimin güvencesi olacaklardır.

         Atatürk’ün tanımına göre “Türk milletinin karakter ve adetlerine en uygun olan idare cumhuriyet idaresidir” çünkü cumhuriyet milli egemenlik idealini milletin irade ve egemenliğini vatandaşın devlete ve devletin vatandaşa karşı hak ve vazifelerini en iyi olarak düzenleyen yönetim şeklidir. Atatürk’ün sözleri ile “Cumhuriyet rejimi demek demokrasi sistemiyle devlet şekli demektir.” Diğer bir deyişle “ Demokrasi prensibinin en modern ve mantıki uygulamasını sağlayan hükümet şekli cumhuriyettir.” Atatürkçülükte cumhuriyet yüksek ahlaki değer ve niteliklere dayanan bir ifadedir cumhuriyet fazilettir. Cumhuriyet idaresi faziletli ve namuslu insanlar yetiştirir.

 3. ATATÜRK’ÜN CUMHURİYETÇİLİK ANLAYIŞININ DAYANDIĞI İLKELER

A.   HALK EGEMENLİĞİ:

Halk egemenliği olgusu Atatürk’ün Cumhuriyetçilik anlayışının en önde

gelen unsurudur. Atatürk imparatorluğun kişisel yönetimine karşılık halkın egemen olduğu bir yönetimin temellerini atmak üzere yola çıkmıştır. Osmanlı yönetimi kişiye dayanan bir yönetimdir. Onun uygulamak  istediği bir yönetim olan cumhuriyet ise halk egemenliğine dayanmaktadır. Mustafa Kemal cumhuriyetin en geniş anlamda halkın ülkede tek egemen güç olması anlamını taşıdığını sık sık vurgulamıştır. Cumhuriyetin ilanından önce uygulamaya koyduğu halk egemenliği olgusunu iyice geliştirmiştir. Hatta 1921 Anayasasını bu temel üzerine oturmuştur. Kurtuluş savaşının başlamasıyla birlikte halk kavramını birinci unsur olarak öne sürmüştür. Konuşmalarında yayınladığı genelgelerde alınan kararlarda bunu daha iyi görmek mümkündür (havza konuşması Amasya genelgesi, Erzurum ve Sivas kongreleri vs.) Atatürk’e göre halk egemenliği tüm gücün halka yerilmesidir. Onun kurduğu yeni Türk devletinde halk başlıca unsurdur. Onun devleti halk devletidir. ona göre halk yönetime ve geleceğe egemen olacak kendisi ile ilgili tüm kararları alabilecektir. Mustafa Kemal Atatürk’e göre cumhuriyet yönetiminde en geçerli olan değer halk kitlelerinin çoğunluğudur. Bu çoğunluk hangi yönlerde yoğunlaşırsa yönetim de ona göre bilinçlenir halk ülkenin gerçek sahibidir.  Hiç kimse onun bu doğal hakkını elinden alamaz.

 B.   TAM BAĞIMSIZLIK

Atatürk’ün düşüncesinde bağımsızlık fazlasıyla önem taşır bu konumuyla

bağımsızlık olgusu hemen hemen her konuyu etkilemiştir. Mustafa Kemal her yönüyle bağımsız bir devlet kurmak için çaba göstermiştir ona göre tam olmayan bağımsızlık, bağımsızlık değildir. Belirli bir oranda bağımlılığı içeren bağımsızlık olamaz bağımsızlık olursa her yönüyle bir bütünlük ve tamlık içinde olmak zorundadır. Atatürk siyasal alanda gerçekleştirdiği bağımsızlığın arkasından ekonomik bağımsızlığa da gerçekleştirerek tam bağımsızlık yolunda çaba göstermiştir. Ona göre ekonomik yönden bağımsızlığını sağlayamayan siyasal bağımsızlık sonuç da ödün verir. Bu durum ülkeyi bağımlı hale getirir. Mustafa Kemal Atatürk tam bağımsızlık uğraşına kurtuluş savaşı ile başlamış “ Ya İstiklal Ya Ölüm” düşüncesi bu savaşın parolasını oluşturmuştur. Siyasal bağımsızlığı kurtuluş savaşı sonunda kazanmış ve diğer alanlarda uğraş vermeye başlamıştır. Mustafa Kemal bir ulusta veya halkta bağımsızlık gücü ve azminin bulunabilmesinin toplumun bu konudaki bilinci ile oranlı olacağını belirtmektedir. Kendisi hakkında bu bilinci oluşturmak için söylev ve demeçlerinde bu olgu üzerinde sık sık durmuştur. Mustafa Kemal’e göre tam bağımsızlık anacak ulusun kendi gücüyle kurulur. Onu koruyacak ve sürdürecek de halkın gücüdür. Hiçbir yabancı devletin yardımıyla bağımsızlık korunamaz ve sürdürülemez bu nedenle ulus tam bağımsızlık yolunda tüm gücünü harcamalı ve bu yolda gerekenler titizlikle yerine getirilmelidir. Kurtuluş savaşı tam bağımsızlık yolunda verilen uğraşlarla doludur. Bu nedenle örnek olarak her an göz önünde bulundurulmalıdır.

C.   ULUSAL BÜTÜNLÜK:

Atatürk’ün savunduğu ulusal bütünlük kavramı bir anlamda “ ulusçuluk anlayışının siyasal ve hukuksal bir sonucudur.” Denilebilir. Atatürk’e göre ulusal sınırlar içinde yaşayan kişilerin oluşturduğu Türkiye Cumhuriyetin’ de ulusal bütünlük başta gelen öğelerden biridir. Sınırlar içindeki halk; dil, din, ırk farkı  gözetilmeksizin devletin bir bireyi olarak kabul edilir. Bu noktadan hareketle Türkiye cumhuriyetini oluşturan bu halktır.

         Ulusal bütünlük yolunda en büyük belge “ ulusal ant” (Misak-ı Milli) dir. Tüm kurtuluş savaşı bu ulusal ant çerçevesinde oluşturulmuş ve bundan ödün verilmemeye çalışılmıştır.

D.   ÇAĞDAŞLAŞMA:

Atatürk’ün ortaya koymak istediği çağdaşlaşma kısaca ulusu ve ülkeyi çağdaş uygarlık düzeyine çıkarma anlamına gelir günümüzde özellikle geri kalmış toplumlarda çağdaşlaşma kavramı geniş kapsamlıdır. Toplumum yeniden düzenlenmesini çağın her türlü gelişmelerinin ışınında yeni bir dünya insan ve toplum anlayışının egemen kılınmasını çağdaş uygarlık yarışında diğer ülkelerle yarışmaya kalkışılmasını anlam olarak içerir.

Atatürk’e göre çağdaşlaşma devlet düzeninde bilim ve düşüncede toplum ve güzel sanatlarda ekonomi ve askerlikte tüm yapılabilenlerin sonucudur.

Zulüm ve baskı çağdaşlaşma ile bağdaşmaz uluslar sahip oldukları ülkeyi yönetirler ama sahip oldukları doğal kaynaklarını tüm insanlığın yararlanmasına açmalıdırlar.

E.   LAİKLİK:

“Atatürk’ün Cumhuriyetçilik anlayışını en iyi anlatan ilkelerden birisidir din ve devlet işlerinin birbirinden ayrılması olarak kısaca tanımlanan laiklik, cumhuriyet döneminde daha açık ve kesin politika işlenmesinde ve inkılapların oluşmasında önemli rol oynamıştır.

F.    BARIŞÇILIK:

Bağımsızlık uğruna savaştan kaçınmamakla birlikte Atatürk’ün düşüncelerinin temel taşlarından birini barışçılık oluşturur. Onun “Yurtta barış dünyada barış” sözü ve düşüncesi Cumhuriyetçilik ilkesinin baş unsurudur. Çünkü Mustafa Kemal Atatürk’e göre cumhuriyet barışçı bir düzendir.

         Atatürk’ün düşüncesinde insanlık ülküsü ön planda yer alır. Ona göre insanlık kavramı düşünceleri temizleyecek ve duyguları yüceleştirmeye yardım edecek kadar yücedir. İnsanların mutluluğuna da olsa onları birbirine boğazlatmak insanlık uzak bir davranıştır.  En güzel davranış insanları birbirine yaklaştırmayı onların birbiriyle olan ilişkilerini geliştirerek birbirlerini sevmelerini sağlamayı gerektirir. Tabii ki bu durum onların tüm gereksinimlerini sağlamakla olabilir.

M. Kemal Atatürk’e göre insanların yükselmesine yönelen barış eylemi er ya da geç başarıya ulaşacaktır. Yine ona göre bağımsızlık ve özgürlüğüne kavuşacak daha çok ülke vardır. Tüm güçlüklere ve engellere karşı ezilen uluslar kendilerini bekleyen aydınlık geleceğe kavuşacaklardır. İnsanlık savaşa daha fazla izin vermeyecektir. Mustafa Kemal Atatürk’e göre barışın sürekli egemen kılınabilmesi için daha kesin bir tutma gerek vardır.

Atatürk’e göre dış politika da barış esas hedef olmalıdır. Komşu ülkelerle girmek onun hedefi olmuştur. Yaşamında da bunun örneklerini görmek mümkündür. Barış için yapılan tüm çağrıları karşılıksız bırakmaz. Uluslar arası ilişkilerde karşılıklı güveni ön gören açık ve içten bir politika izleyerek dış politika da açık ve dürüst olmuştur.

Hemen hemen her konuşmasında barışın önemine değinmiş ve dünyanın durumuyla ilgili yorum yapmış ve görüşlerini belirtmiştir.

4. ATATÜRK CUMHURİYETÇİLİĞİ’NİN NİTELİKLERİ

         Atatürk Cumhuriyetçiliği’nin en önemli niteliği “egemenlik kayıtsız şartsız milletindir.” İlkesidir çünkü çağdaş Türk devletinin dayandığı temel prensiplerden biri olan bu ilkenin en iyi korunduğu ve gözetildiği yönetim cumhuriyet yönetimidir. Bu konuyu Atatürk’ün şu sözlerinden daha iyi anlamaktayız. “cumhuriyette son söz millet tarafından seçilmiş meclistedir. Millet adına her türlü kanunları o yapar, hükümete güven oyu verir veya düşürür. Millet vekillerinden memnun olmazsa belirli zamanlar sonunda başkalarını seçer millet egemenliğini devlet idaresine katılmasını, ancak zamanında oyunu kullanmakla sağlar.” Atatürk’e göre “Cumhuriyet millet vekillerinden oluşan meclis ve belirli zaman için seçilmiş devlet başkanı ile milli egemenliğin korunmasının en iyi kefilidir. Cumhuriyette Cumhurbaşkanı ve hükümet halkın hürriyetini, güvenliğini ve rahatını düşünmekten ve sağlamaya çalışmaktan başka bir şey yapamaz... ve yine bunlar bilirler ki iktidara saltanat sürmek için değil millete hizmet vermek için getirilmişlerdir. Millete karşı durum vazifelerini kötüye kullandıkları taktirde  şu veya bu şekilde kendilerini milli iradenin karşılarında bulabilirler.”

         “Millet tarafından, millet adına, milleti idare etmekle görevlendirilenler, gerektiğinde millete hesap vermek zorundadırlar. Halbuki kuvvetinin ve yetkisinin Allah’tan geldiğini düşünen ve devleti kendisine miras kalmış bir mal gibi kabul eden bir hükümdar, her türlü kayıttan kendisini affedilmiş görür. Böyle bir idarede milletin  benliği ve hürriyeti söz konusu değildir. Bu sebeple yetkisi sınırlı bile olsa hükümdarlık şekli demokrasi milli egemenlik prensibine uygun değildir. Hükümetin belirli insanların , sınıfların elinde bulunması bile millet varlığının asla kabul edemeyeceği bir husustur. Bütün milletin çoğunlukla devlet idaresine katılmasına engel olan bu oligarşi usulü de bir grubun kendi çıkarlarını korumak için bütün millete ait egemenliği zorla almasından başka bir şey değildir.”

         Atatürkçülüğe göre, Cumhuriyet yönetiminin diğer bir niteliği de millet ile hükümet arasında birlik ve beraberlik sağlamasıdır. Halbuki padişahlık döneminde millet ile hükümet ayrı cephelerdeydi ve aralarında bir bağ yoktu. Atatürk bu konuyu şu şekilde açılamaktadır:

         “Geçmişte; en büyük felaketleri hazırlayan bir geçmişte çok derin geçmişlerde bile Türk milletinin benliğinde bir teşkilat vardı ki ona devlet ve hükümet teşkilatı derlerdi millet hükümet teşkilatının görünüşte esiri idi bu onun görünen manzarası idi. Halbuki  Türk esaret kabul etmeyen bir millettir. Türk milleti esir olmamıştır. Yalnız hükümet başka bir durumda kalmıştır. İşte bunun için çok felaketler oldu fakat bunların meydana gelirleri devlet hükümet teşkilatı üzerine oldu mahvolan devletler idi ve devlet ölmüştür fakat Türk milleti görüyorsunuz ki daha kuvvetli daha şerefli olarak yaşamakta devam etmektedir. Bugünkü hükümetimiz devlet teşkilatımız doğrudan doğruya milletin kendi kendine, kendiliğinden yaptığı bir devlet teşkilatı ve hükümettir artık hükümet ve hükümet mensupları kendilerinin milletten başka bir şey olmadıklarını ve milletin efendi olduğunu tamamen  anlamışlardır. Hepimizin efendisi olan milletin ilerlemesi yücelmesi ve ona hizmet eden devlet memurları için başarılar dilerim.”

         Atatürk Cumhuriyetçiliğinin bir başka niteliği bu yönetimin Türk milletinin yaşamına yeni bir yön vermesidir. Atatürk, bu konuda şöyle demektedir: “Cumhuriyet yeni ve sağlam esaslarıyla Türk milletini güvenli ve sağlam bir gelecek yoluna koyduğu kadar asıl fikirlerden ve ruhlarda yarattığı güvenlik itibariyle büsbütün yeni bir hayatın müjdecisi olmuştur.”

         Atatürk Cumhuriyetçiliğinin önemli niteliklerinden biri de düşünce serbestliğidir. Bu konuda yasal olmak şartıyla her fikre saygı gösterilir.

         Atatürk, bu yönetimde milleti temsil eden kişilerin ülkeyi kendilerine kalan bir miras olarak göremeyeceklerini ve gerektiği zaman millete karşı hesap vermek durumunda olduklarını belirtir. Cumhuriyetin demokrasi ile birlikte yürütüldüğü zaman ancak ideal bir sistem oluşacağını savunmuş ve bu sebeple de Türkiye’nin batılı devletler gibi demokratik parlâmenter sisteme geçmesini sağlamıştır. Atatürk, milletin tümüyle devlet elinde bulunan yönetimlerin uzun ömürlü olamayacaklarını ve sonunda yıkılacaklarını söylemiştir. Nitekim tarihte bu tip örneklere sıkça rastlanmaktadır. Atatürk demokrasileri egemenliğin uygulanmasını sağlamaktadır. Atatürk, milletin demokrasiyi ilan etmesinin sebebini toplumsal gücün sonucu olarak görmüştür ve derki “millet yeteri kadar güçlü olunca kudret ve kuvvetini eline alır bu olay bazen ihtilal bazen de hükümdarla bir anlaşmaya varılarak sağlanır.”

         Atatürk, Demokrasiyi en iyi uygulayacak yönetim şekli olarak da cumhuriyeti görmüştür.

         Atatürk Demokrasiye karşı olan akımları da şu şekilde açıklamıştır.

A.   Bolşevik teorileri,

B.    İhtilalcı siyasi sendikalizm teorileri

C.   Çıkarların temsili teorileri

Bolşevik teorilerinde halk egemenliği yoktur. Azınlık bir grup komünist partisi adıyla birleşerek bir diktatörlük oluşturmuşlardır. Bunlar düşüncelerini halka zorla benimsetmek isterler.

İhtilalci siyasi sendikalizm teorilerini savunanlar da devlet yönetimini istedikleri şekilde yönlendirmek isteyen işçi sınıfıdır. bunlar amaçlarına ulaşmak için grevler yapmak suretiyle hükümet üzerinde etkili olmak isterler.

Çıkarların temsili teorilerinde de kendi çıkarlarını korumak isteyen farklı meslek grupları meclisteki çoğunluğu sağlayarak devleti, milletin çıkarları doğrultusunda değil kendi istekleri doğrultusunda yönetmek isteyeceklerdir.

İşte, Atatürk bu sebeplerledir ki bu teorilerin hiçbirisini kabul etmemiştir. O ideal yönetim şeklinin sınıf ayrımı yapmadan toplumun menfaatlerini temsil edecek bir halk yönetimi olacağını savunmuştur.

Atatürk, Cumhuriyet ile padişahlık yönetimlerinin arasındaki farkı şöyle açıklamıştır: “Cumhuriyet faziletli ve erdemli bir yönetimdir. Sultanlık ise korku ve tehdide  dayanır. Cumhuriyet fazilet ve namuslu insanlar yetiştirir. Sultanlık is korku ve tehdide dayanan bir yönetim olduğu için korkak ve sefil insanlar yetiştirir.”

Atatürk Cumhuriyetin ilanına kadar Türk milletinin kaderinin kişisel yönetimlerde olduğunu ve bundan dolayı milletin yok olma tehlikesi ile karşı karşıya kaldığını belirtmiştir. Nasıl herkesin bir iradesi varsa toplumun da bir iradesi olduğunu buna hakimiyet dendiğini eğer bir insan ya da toplum hakimiyetine sahip değil ise iradesini de kullanamayacağını söyleyerek, milleti temsil edenlerin belli bir süre için yönetimde kalacaklarını eğer bu süre içerisinde millet isterse kendisini yönetenleri değiştirebileceğini çünkü Türkiye devletinde hükümdarlık ve diktatörlük yönetimlerinin olamayacağını  belirtmiştir.

Atatürk, Türkiye Cumhuriyeti devletinin sonsuza dek yaşaması için en büyük görevi gençlere vermiştir. “Gençler! Cesaretimizi kuvvetlendiren ve devam ettiren sizsiniz siz almakta olduğunuz terbiye ve irfan ile insanlık meziyetinin vatan sevgisinin fikir hürriyetinin en kıymetli sembolü olacaksınız cumhuriyeti biz kurduk; onu yükseltecek ve devam ettirecek sizsiniz.” Sözleri ile Türk gençliğini yüceltmiştir. Onun cumhuriyet sonsuz inancı ve Türk gençliğine sonsuz güveni vardır. Cumhuriyete olan inancın ve Türk  gençliğine olan güvenini şu sözleriyle dile getirmiştir:

“Birinci vazifen Türk bağımsızlığını, Türk cumhuriyetini sonsuza kadar korumak ve savunmaktır. Muhtaç olduğun kudret damarlarındaki asil kanda mevcuttur.”

  SONUÇ

Atatürk’ün güçlü cumhuriyetinin sağladığı bağımsızlık özgürlük demokrasi içinde insanca yaşam imkanlarının sürekliliği öncelikle milletimizin birlik ve beraberliğinin devamına ve bunun için de Atatürk ile  ve inkılaplarının izinde gitmemize bağlıdır.

Türk milletinin Atatürk’ten güç ve ilham alarak ulaştığı bugünde herkesten önce Türk gençliğinin kendine ve milletine mutlu bir hayat kurabilmesi tarihimizin en büyük kişisini örnek alabilmesinde bağlıdır.

Gençlerimiz, Atatürk’ün yapmış olduğu gibi arkadaşlarıyla bir arada düşünebilmeli karşılıklı tartışabilmeli hoşgörülü olmayı öğrenmeli ve insanları sevmelidirler. Böyle bireylerin yetişmesi ise ancak cumhuriyet idaresinde mümkündür.

Atatürk’ün cumhuriyet anlayışı farklı cumhuriyet tanımları içinde bugün bile adı cumhuriyet olan bazı devlet biçimleriyle karşılaştırıldığında; tüm çağdaş özellikleri taşımaktadır.

Bugün için bizlere düşen görev Atatürk’ün kurduğu cumhuriyeti tüm ilkeleri ile savunmak günümüzün ilerlemeleri ve hızlı iletişim olanakları içinde dünyadaki çağdaş demokrasi düşünceleri paralelinde geliştirerek sonsuza dek yaşatmaktır.

Yorum Yaz
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !